Ahlat, Van Gölü kenarında, Tatvan’ın kuzeyinde Bitlis iline bağlı çok şirin tarihi bir kasabadır.Ahlat’ta Urartular, Hurriler, Kimmerler, İskitler, Hun Türkleri,Hazarlar yaşamışlar. 8.yüzyıldan itibaren Ahlat, Müslüman Türklerin
akınına uğramış;1071 Malazgirt Zaferinden evvel de Türk Yurdu olmuştur.
1071 Malazgirt Savaşında Alpaslan garnizonunu Ahlat’ta kurmuştur. 1071
Malazgirt Savaşından sonra ise Ahlat’ta ŞAHLAR BEYLİĞİ kurulmuştur.
Daha sonra Oğuzlar’ın KAYI BOYU 170 yıl burada kalmıştır.
Ahlat, o çağlarda sanat ve kültür merkezi haline gelmiştir. Burada mimariden fen bilimlerine kadar her alanda bilginler yetişmiştir. O dönemde Ahlat’ın geliri Mısır ile mukayese edilmiştir. Tüccarları zengin, çarşıları dolu, sanat ve hünerleri çeşitli olup şehrin Şam büyüklüğünde olduğu rivayet edilir.Daha sonra Eyyubi, Harzem, Moğol ve İran istilaları ile ölümü yaşayan bir kent olmuştur.
Anadolu Türk tarihi, kültürü, medeniyeti açısından çok önemli bir yere sahip Ahlat adeta bir açık hava müzesi görünümündedir.
-Ahlat’ta bizi hakiki Ahlat aşığı Geylani Adıyaman gezdirdi. Önce Emir Bayındır Kümbetine gittik. Türk çadırını andıran kümbetler Selçuklu, İlhanlı, Karakoyunlu ve Akkoyunlu dönemlerinde yapılan mezar anıtlardır. Bazıları tek kat, bazıları iki katlıdır. Alt katlar mezar odaları, üst katlar ziyaretçi odaları olup zengin taş işçiliği ile süslenmişlerdir.
Erzen Hatun Kümbeti 1396–1397 yılları arasında Emir Ali’nin kızı Erzen Hatun adına yaptırdığı kümbet olup zengin süslemeleri ile ilgi çekmektedir.
Ahlat’ta bulunan 6 tarihi mezarlıktan en büyüğü olan Meydanlık Mezarlığında 7000e yakın olduğu sanılan mezar taşlarından bugüne ancak 1500 kadarı kalmıştır. Bu mezar taşlarının her birine usta mimarlar tarafından şekiller verilmiş olup; her biri taş işçiliğinin en güzel örnekleridir. Ayetler, hadisler, yatan kişiler ile ilgili edebi metinler, geometrik motifler, çeşitli çiçek, kandil ve lale motifleri, çift başlı ejderha ve kurt motifleri bu mezar taşlarındaki süslemeler olarak görülmektedir. Meydanlık Mezarlığı dünyanın en büyük Türk-İslam mezarlıklarından biridir.
Ulu cami, 1966 yılındaki kazılarda meydana çıkarılmış olup sadece kalıntıları görülmektedir. Ulu caminin batısında Harabe şehir mahallesinde eski hamam kalıntıları, eski kale kalıntıları görülmektedir. Bu kalıntılar Urartu ve sonraki medeniyetlerin izlerini taşımaktadırlar.
Ahlat Sahil Kalesi, Van Gölü kıyısında yer almış olup Yavuz Sultan Selim tarafından Çaldıran Zaferinin ardından yaptırılmıştır. Padişah, vezirlerinden İskender Paşa’yı göndererek bu kalenin yapılmasını emretmiştir. Eski yapılardan alınan taşlarla yapılan kalenin içinde iki tarihi cami mevcuttur. İskender Paşa Camisi 1584 yılında, Kadı Mahmut Camisi 1597 yılında yapılmıştır.
Ahlat’ta işinin ehli birkaç taş ustası var. Bunlar meşhur Ahlat taşını işliyorlar.
Bastonculuk, Ahlat’ın adının ülkede duyulmasını sağlayan yöresel el sanatıdır. Ceviz ağacından olanı tercih edilmekle beraber vişne ve kiraz ağacından da yapılmaktadır.
Ahlat mutfağı hayvansal ürünlerin daha çok kullanıldığı geleneksel bir mutfaktır. Büryan, Avşar aşı, Bitlis köftesi, Katıklı Dolma yöresel yemeklerin en meşhurlarıdır.
Ahlat sahil yolunu uzaktan görerek Van’a dönüyoruz. Geylani Adıyaman Beye bize yöreyi tanıttığı için ayrıca teşekkür ediyoruz.
Ertesi gün. Hava sıcak. Van’dan bir minibüse binerek meşhur Muradiye Şelalelerine gitmek üzere yola koyuluyoruz. Yolda Muradiye’li çocukların resmini çektik.
Muradiye Şelalesi ve asma köprü, unutulmaz Van fotoğraflarına ev sahipliği yapıyor. Halil’e veda ederek sallanan asma köprüden geçiyor ve Çaldıran-Van yoluna çıkıyoruz. İlk gelen minibüse binerek Van’a doğru yola koyuluyoruz. Ertesi gün uçakla İstanbul’a döneceğimizden biraz dinleneceğiz. Bir dahaki gezimizde buluşmak üzere.









